Tarih, yalnızca geçmişte yaşanmış olayların kaydedildiği tozlu sayfalardan ibaret değildir. Tarih, bugünün aynası, yarının ise pusulasıdır.
İslam tarihinin en dikkat çekici hadiselerinden biri, Müslümanların umre yapmak için Mekke yolculuğu sırasında yaşandı.
Hz. Muhammed (s.a.v.), Kureyş'le görüşmek üzere Hz. Osman'ı elçi olarak Mekke'ye gönderdi. Hz. Osman'ın bir süre geri dönmemesi üzerine, onun öldürüldüğü haberi Müslümanlara ulaştı.
Resûlullah (s.a.v.) bu haberi sıradan bir diplomatik hadise gibi karşılamadı. Sahabelerini bir ağacın altında topladı ve Rıdvan Biatı gerçekleşti. Sahabeler, gerektiğinde mücadeleden kaçınmayacaklarına dair biat ettiler.
Sonradan Hz. Osman'ın öldürülmediği anlaşılacaktı.
Fakat hadisenin verdiği mesaj açıktı:
Bir elçinin canı, Müslümanların nazarında değersiz değildi. Bir insanın hakkı, bir elçinin güvenliği ve verilen söz, üzerinde hassasiyetle durulması gereken meselelerdi.
Üstelik Hz. Peygamber'in (s.a.v.) liderliği yalnızca savaşla açıklanabilecek bir liderlik de değildi.
Hudeybiye'de barışı tercih etti. Şartları ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünen bir antlaşmayı kabul etti. Sabretti, müzakere etti ve ahde vefa gösterdi.
Fakat anlaşma bozulduğunda da meseleye seyirci kalmadı.
Kureyş'in müttefiki Benî Bekir'in Huzâa'ya saldırması ve Kureyş'in bu saldırıya destek vermesi, Hudeybiye düzenini bozdu. Bu gelişmelerin ardından şirkin başkenti olan Mekke'nin Fethi'ne uzanan süreç başladı.
Demek ki Resûlullah'ın (s.a.v.) örnekliğinde iki tavır birlikte vardı:
Barış için sabır ve mazlumun hakkı için kararlılık.
Bugün Gazze'ye baktığımızda insanın zihninde ister istemez ve özellikle Arap dünyasının siyasî liderleri için tarihî soru artık şudur:
Bir elçinin canı için Rıdvan Biatı'nın yapıldığı bir medeniyetin siyasî mirasçıları, Gazze'de binlerce yaşlı, kadın ve çocukların öldürülmesi karşısında daha ne kadar yalnızca kınama açıklamalarıyla yetinecek?
Gazze'de çocuklar öldürülürken, aileler evlerini kaybederken, şehirler yıkılırken ve masum insanların hayatları altüst olurken, özellikle Arap dünyasının siyasî ve ekonomik ağırlığa sahip devletleri nasıl bir sorumluluk üstleniyor?
Kınamalar yapılıyor.
Açıklamalar yayımlanıyor.
Zirveler düzenleniyor.
Ateşkes çağrıları yapılıyor.
Fakat bütün bunların ötesinde, mazlumun üzerindeki baskıyı gerçekten değiştirecek ne kadar güçlü ve kararlı adım atılıyor?
İşte asıl sorgulanması gereken budur.
Çünkü Gazze, yalnızca Filistinlilerin meselesi değildir. Gazze, aynı zamanda İslam dünyasının vicdanını ve siyasî iradesini sınayan bir imtihandır.
Bugün Arap dünyasının önünde büyük bir tarihî sorumluluk bulunmaktadır.
Gazze'ye coğrafi olarak en yakın ülkelerin, Arap dünyasının önde gelen devletlerinin ve bölgesel ağırlığı bulunan yönetimlerin atacağı adımlar yalnızca diplomatik bir tercih değildir. Bunlar tarihin kaydına geçecek tercihlerdir.
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) döneminde bir elçinin öldürüldüğü haberinin ulaşması, sahabeleri harekete geçiren bir mesele olmuştu.
Bugün ise Gazze'de yalnızca bir elçinin değil, binlerce masum insanın hayatı söz konusudur.
Elbette bugünün dünyası, on dört asır önceki dünya değildir. Devletlerin imkânları, uluslararası hukuk, siyasî dengeler ve askerî şartlar farklıdır.
Fakat değişmeyen bir hakikat vardır:
Mazlumun hakkı.
Ve değişmeyen bir sorumluluk daha vardır:
Gücü yettiği ölçüde zulmü durdurmak için irade göstermek.
Bugün mesele yalnızca savaşmak değildir.
Diplomatik baskı vardır.
Ekonomik ve siyasî araçlar vardır.
Uluslararası hukuk mekanizmaları vardır.
İnsani yardım vardır.
Açık ve kararlı diplomatik tutum vardır.
Ve bütün bunların üzerinde, sorumluluk alma cesareti vardır.
Gazze bize yalnızca israilin ne yaptığını değil, İslam dünyasının ne yapabildiğini ve ne yapamadığını da gösteriyor.
Yarın tarih kitapları bu günleri yazarken yalnızca bombaları, yıkılan binaları ve kaybedilen hayatları yazmayacak.
Aynı zamanda şu soruyu da soracak:
Gazze yanarken kimler konuştu, kimler sustu ve kimler gerçekten harekete geçti?
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mirası, her meselede savaşa koşmak değildir.
O miras; barış için çaba göstermek, ahde sadık kalmak ve zulüm karşısında mazlumun hakkını sahipsiz bırakmamaktır.
Bugün Gazze'nin ihtiyacı da yalnızca yeni bir kınama metni değildir.
Gazze'nin ihtiyacı, sözün ötesine geçen bir iradedir.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi