Her Güzel Şey Biraz Zahmet İster

İnsan, hayatı boyunca güzel sonuçlara ulaşmak, kendisini geliştirmek ve arzu ettiği noktaya varmak ister. Fakat çoğu zaman görmek istediğimiz sonuca odaklanırken, o sonuca ulaşmanın bedelini düşünmeyiz. Başarıyı isteriz ama zahmetinden kaçınırız. Olgunluğu ararız ama nefsimizle mücadele etmek ağır gelir. Halbuki hayatın değişmez bir gerçeği vardır: Değerli olan hiçbir şey emeksiz elde edilmez.

Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde anlatılan Kazvinli ile dövmeci arasındaki hikâye, bu gerçeği oldukça güzel bir şekilde açıklar:

Kazvinli bir adam, vücuduna aslan dövmesi yaptırmak için bir dövmeciye gelir. Sırtına aslan yaptıracak ama bir şartı da vardır: “Aslan olacak ama canı hiç yanmayacaktır”

İğnenin vücuda batırılma işlemi olan dövmede dövme yaptırırken acı vermemesi o dönem için mümkün müydü? Hayır. Dövmeci işe koyulur. Fakat iğne ilk kez tenine değdiğinde adamın canı yanar bağırmaya başlar. Ustaya ne yaptığını sorar. Dövmeci, aslanın kuyruğunu yaptığını söyler. Kazvinli hemen vazgeçer: “Benim aslan kuyruksuz olsun. Kuyruğu geç.”

Usta başka bir yerden devam eder. Yine iğne vücuda batınca bağırmaya başlar ve dövmeciye ne yaptığını sorar. Dövmeci bu kez kulağı yaptığını söyler. Kazvinli yine dayanamaz: “Benim aslan kulaksız olsun. Kulağını yapma!” der. Ardından aslanın karnına geçilir. Acıya bir türlü tahammül edemeyen adam, “Karnını da yapma!” diyerek işi yarıda bırakıp ayağa kalkar.

Sonunda dövmeci öfkeyle iğneleri yere bırakır. Ortada ne kuyruğu olan ne kulağı ne de gövdesi tamamlanmış bir aslan vardır. Kazvinli, acıdan kaçarken istediği şeyin kendisini gerçekleştirecek bedeli ödemekten vazgeçmiştir.

Bu hikâye yalnızca bir dövme hikâyesi değildir. Aslında insanın hayat karşısındaki tavrını anlatan bir meseledir.

Hepimiz bir yerlere ulaşmak, başarılı olmak, bilgili, ahlaklı ve olgun insanlar olmak isteriz. Ancak bunun için gereken sabır, disiplin ve fedakârlık söz konusu olduğunda aynı kararlılığı gösteremiyoruz. Sonuçları isteriz ama sonuçlara götüren sürecin zorluklarından kaçmak isteriz.

Oysa ibadet de böyledir. Namaz için uykudan kalkmak, oruçta nefsin isteklerine sınır koymak, hac yolculuğunun maddi ve bedeni yüklerine katlanmak birer fedakârlık ister. Bunların zahmetine katlanmadan manevi güzelliklerine ulaşmayı beklemek mümkün değildir.

Dünyevi hayat da farklı değildir. Bir öğrenci, yıllarca çalışmadan başarılı olamaz. Bir sporcu, yorucu antrenmanların üstesinden gelmeden kendisini geliştiremez. Bir hastanın iyileşmesi için bazen acı veren tedavilere sabretmesi gerekir. Çünkü geçici bir sıkıntı, daha büyük ve kalıcı bir iyiliğin kapısını açabilir.

Manevi hayatımızda ise asıl mücadele insanın kendi nefsiyle verdiği mücadeledir. Kibirden, hırstan, öfkeden, bencillikten ve aşırı dünya tutkusundan kurtulmak kolay değildir. İnsan, kendisine ağır gelen doğrularla yüzleşmek ve alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalabilir.

Mevlana'nın “İğne yarasına sabret ki kafir nefsin iğnesinden kurtulasın” sözü tam da bu noktaya işaret eder. Asıl mesele bedenin çektiği acı değil, insanın ruhunu esir alan nefsin arzularından kurtulabilmesidir.

Hayatta bazı acılar vardır insanı yıpratır, bazıları ise insanı dönüştürür, geliştirir. Önemli olan, hangi acının bizi daha iyi bir insana dönüştürdüğünü fark edebilmektir.

Unutmayalım ki, arslan olmak isteyen, iğnenin acısına biraz olsun katlanmalıdır. Çünkü sabretmeden tamamlanmış bir eser, emek vermeden ulaşılmış bir olgunluk ve mücadele etmeden kazanılmış gerçek bir başarı imkânsıza yakındır.
Herkese hayırlı cumalar