Ekonomide bazen rakamlara bakarken, rakamların arkasındaki acımasız sistemi unutuyoruz. Enflasyon yükseliyor; çözüm olarak faiz politikaları öne çıkıyor. Ancak bir zaman sonra bakıyoruz ki, enflasyonun toplumsal ve ekonomik yükü devam ederken borçluluk da azalmıyor. O halde yalnızca kullanılan araca değil, ekonominin hangi anlayış ve öz üzerine kurulduğuna bakmak gerekiyor.
Doğu anlatılarından günümüze kadar ulaşan meşhur bir kıssa vardır.
Rivayet edilir ki bir gün bir padişah ile veziri arasında, insanın ve varlıkların eğitimle değişip değişemeyeceği üzerine bir tartışma çıkar. Vezir, eğitim ve terbiyeyle her şeyin değiştirilebileceğini, doğanın bile zamanla farklılaştırılabileceğini savunur. Padişah ise buna itiraz eder:
“Ne kadar eğitirsen eğit, öz değişmez.”
Vezir, padişahın bu sözünü kabul etmez ve iddiasını ispatlamak için bir kedi getirir. Kediyi uzun süre eğitir. Ona iki ayağı üzerinde durmayı, tepsi taşımayı, kahve fincanlarını misafirlere götürmeyi öğretir. Günler geçer, aylar geçer. Sonunda kedi, insan gibi dimdik yürümeye ve tepsi üzerinde taşıdığı kahveleri kusursuz biçimde servis etmeye başlar.
Bir gün sarayda büyük bir ziyafet düzenlenir. Vezir, eğittiği kediyi herkesin önünde gösterir. Kedi iki ayağı üzerinde yürür, elindeki tepsiyle misafirlerin arasında dolaşır ve kahveleri birer birer ikram eder.
Meclistekiler hayranlık içindedir. Herkes vezirin iddiasını kanıtladığını düşünür.
Fakat padişah hâlâ sessizdir.
Tam o sırada padişahın işaretiyle salona küçük bir fare bırakılır.
Fareyi gören kedi bir anda değişir.
Elindeki tepsiyi bırakır, fincanlar yere saçılır. Az önce saray adabına uygun biçimde kahve dağıtan kedi, bir anda dört ayağının üzerine çöker ve bütün gücüyle farenin peşinden koşmaya başlar.
Salondakiler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken padişah vezire döner ve şöyle der:
“Gördün mü vezirim? Sen kediyi eğittin, ona yeni davranışlar öğrettin, ona başka bir kimlik kazandırdın. Fakat onun özünü değiştiremedin. Fare ortaya çıkınca kedi, öğrendiği her şeyi bir kenara bırakıp yine kendi tabiatına döndü.”
Kıssanın verdiği ders aslında çok açıktır: Eğitim davranışı değiştirebilir, görünüşü değiştirebilir, hatta alışkanlıkları değiştirebilir; fakat temel yapı değişmedikçe, kritik anda insan da sistem de kendi özünü ortaya koyar.
Son zamanlarda ekonomide de benzer bir durum söz konusu olmaktadır.
Enflasyonla mücadelede uygulanan politikalar elbette önemlidir. Ancak mesele bir politika aracının seviyesini tartışmak değildir.
Asıl soru şudur: Ekonominin temel işleyişi nedir? Üretim mi merkezde, yoksa borçlanma mı?
Emeğin ve alın terinin karşılığı mı korunuyor, yoksa finansal getiriler mi öne çıkıyor? Servet ve gelir adil biçimde mi dağılıyor?
İşte burada daha temel bir tartışmayı yapmak gerekiyor: Ekonominin kapitalist anlayışını değiştirmeden, kapitalist sistemin ürettiği sonuçları yalnızca farklı politika araçlarıyla düzeltmek ne kadar mümkün?
Borca dayalı büyümeyi, finansal getiriyi, rantı ve sermaye birikimini merkeze alan bir ekonomik anlayışta; üretim, emek ve adil paylaşım çoğu zaman ikinci plana itilebiliyor. Böyle bir yapıda yalnızca ekonomik göstergeleri değiştirmek, sistemin kendisini değiştirmek anlamına gelmiyor.
Çünkü mesele, enflasyon oranının düşürülmesi değildir. Mesele, ekonomik düzenin kimin için ve neyin pahasına çalıştığıdır. Üretenin hakkını alabildiği, emeğin karşılığının korunduğu, servetin belirli ellerde yoğunlaşmadığı ve borçluluğun sürekli büyümenin temel aracı olmadığı bir ekonomik yapıya ihtiyaç vardır.
Bugün vatandaşın asıl sorunu enflasyon oranının kaç olduğu değildir. Pazara gittiğinde alım gücünün ne kadar azaldığı, borcunu öderken ne kadar zorlandığı, çalışan insanın gelirinin geçinmeye yetip yetmediği ve ürettiği değerden ne kadar pay alabildiğidir.
Bu nedenle ekonomik tartışmayı yalnızca faiz-enflasyon denklemine sıkıştırmak, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmaktır. Kapitalist anlayışın temel kabullerini sorgulamadan, yalnızca onun ürettiği sorunları yönetmeye çalışmak, bir süre sonra aynı sonuçlarla yeniden karşılaşma riskini taşır.
Çünkü kedi fareyi gördüğünde özüne döndü. Kapitalist ekonomik sistemler de kriz anlarında kendi karakterini gösterir. Üzerine ne kadar politika cilası sürülürse sürülsün, sistemin temel mantığı değişmedikçe sonuçların da köklü biçimde değişmesi beklenemez.
Mesele tek başına enflasyonu düşürmek değil; ekonominin fıtratını değiştirecek, kapitalist anlayışın yerine üretimi, emeği, adaleti ve hakkaniyetli paylaşımı merkeze alan bir ekonomik düzen inşa etmektir.
Mesele nedir, biliyor musunuz? Mesele, HÜDA PAR’ın 5. Olağan Kongresi’nde ifade ettiği gibi, adil bir sistem ve hakça paylaşım düzeni kurabilmektir.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi