Kurban Et Değil, Vicdandır

Modern zamanların hızı ve telaşı içinde, en kutsal değerlerimizin bile içini boşaltma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bugün çoğumuz için bayram; sadece yoğun iş temposuna verilen bir tatil arası, valizleri toplayıp şehirden kaçma fırsatı ya da yılda bir kez tekrarlanan şeklî bir gelenek haline geldi. Kimileri içinse bayram, sadece sofradaki bolluğun ve et biriktirmenin adı oldu.

Oysa bayram, bunların hiçbiri değildir.

Bayramın bize fısıldadığı en güçlü mesajlardan biri, mutlak bir eşitliktir. O gün zengin ile fakir arasındaki görünmez duvarlar yıkılır. Herkes en temiz, en güzel kıyafetlerini giyer; sofralar aynı neşeyle kurulur, aynı ekmek paylaşılır. Savaşların silah bıraktığı, öfkelerin dindiği, kırgınlıkların yerini kucaklaşmalara bıraktığı bir "barış ilanıdır" bayram.

Bayramlar bize sessizce şunu haykırır: Maddi imkânı olup Hacca gidenler, nasıl orada mahşerin küçük bir provasını yaşıyor ve zenginliğin, statünün eşitlendiğini bizzat görüyorsa; Yüce Yaratıcı; imkânı elvermeyen ya da kontenjana takılıp gidemeyenlerin evine de o eşsiz eşitlik duygusunu indirir. Zira o gün; zenginin de fakirin de sofrasında aynı rızık, aynı şükür ve aynı yemekler yer alır."

İşte tam bu noktada, bayramın arkasındaki o muazzam ilahi mesajı görmemiz gerekir. Yüce Yaratıcı, bayram günlerinde bize adeta insanlığın ideal bir simülasyonunu yaşatır ve kalbimize şu soruyu fısıldar:

"Eğer benim emir ve yasaklarıma, koyduğum sevgi ve adalet ölçülerine hayatınızın her anında riayet ederseniz; neden her gününüz böyle olmasın?"

Bizler her gün bir şeylerin peşinde koşarak ömrümüzü tüketiyoruz. Mal biriktiriyor, statü kovalıyor, egomuzu besliyoruz. Allah ise bu bayramla bize adeta sarsıcı bir ihtar veriyor:

"Bana ait olanı, benim rızam için, benim yarattığım kullarımla paylaş."

Bu bayram, yüce Yaratıcı’nın insanlığa en büyük, en zarif lütfudur. Çünkü Allah, kurban edilen hayvanın ne etine ne de kanına muhtaçtır. O, bizim birbirimize sığınmamızı, birbirimizin yarasını sarmamızı ister.

Kurban; elindeki bıçağı nefrete değil, kibre saplamaktır.

Kurban; komşun açken tok yatmanın utancıyla yüzleşmektir.

Kurban; dünyayı kasıp kavuran savaşlara, ırkçılığa ve sınıfsal nefretlere inat; "Biz kardeşiz ve bu dünya hepimize yeter" diyebilmektir…

Eğer insanı insan olduğu için sevebilirsek, adaleti ve paylaşmayı bir yaşam biçimi haline getirebilirsek, anne-baba rızasını sadece bayram sabahlarına değil ömrümüzün her gününe yayabilirsek, dünya üzerindeki savaşları ve küskünlükleri tamamen bitirebiliriz. Temiz bir ahlakla kuşanıp rızkımızı kardeşimizle paylaştığımız her gün, aslında bize bir bayramdır.

Bayramlar yılda birkaç gün kutlanıp biten geçici mevsimler değildir. Bayram, Yüce Yaratıcı'nın bize sunduğu reçeteye uyduğumuz takdirde, bütün bir ömrü nasıl huzur, barış ve kardeşlik içinde "bayram tadında" yaşayabileceğimizin kalıcı bir kanıtıdır.

Bu bilinçle, her günümüzün bayram olması dileğiyle...

Bayramınız mübarek olsun.