Geçen gün Abdulkadir Selvi “Erdoğan öncelik ekonomi dedi” başlığıyla bir yazı yazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kötü gidişattan haberi olduğunu, birinci önceliğinin ekonomi olduğunu, fildişi kulelerde yaşamadığını, halkla temas halinde olduğunu, halkın nabzını iyi tuttuğunu belirten bir yazıydı bu.
Demek ki herkes milletin daha doğrusu emekli, asgari ücretli ve dar gelirlinin anasının ağladığından, iniltilerinden, ağıtlar yaktığından haberdar.
Durum buysa Cumhurbaşkanı Erdoğan emekliler, asgari ücretliler başta olmak üzere dar gelirlilerin ve esnafın sıkıntısından da haberdar.
AK Parti’nin asıl rakibinin muhalefet değil, ekonomi olduğundan da haberdar. Bu sefer Cumhurbaşkanını fakir-fukaranın, garip-gurebanın belirleyeceğinden de haberdar. Fakir fukaranın geçen seçimde Süleyman Demirel’in “Deviremeyeceği iktidar yoktur” dediği tencereyi bir eliyle tencerenin kolunu tutarken diğer kolunu devirebileceği uyarısıyla salladığından, tencereye bir düdük taktığından da haberdar. Ekonominin düzeltilmesinden başka çarelerinin olmadığından da haberdar.
Demek ki sağır sultan dahil herkes her şeyden haberdar. “Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomide yaşanan sıkıntıların farkında. Emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin ve esnafın yaşadığı problemleri biliyor. Halktan kopuk değil, fildişi kulelerde yaşamıyor, halkın nabzını tutuyor. Hatta AK Parti’nin seçimlerdeki asıl rakibinin muhalefet değil, ekonomi olduğunu da artık görüyor” diyor Selvi.
İyi… Demek ki mesele artık “Haberi var mı?” meselesi değil. Haberi var. Hem de fazlasıyla var! Demek ki herkes milletin halinden haberdar. Emeklinin maaşını ay sonuna kadar yetiştiremediğinden haberdar. Asgari ücretlinin maaş günüyle fatura gününün birbirine yetişemediğinden de haberdar.
Dar gelirlinin pazara çıkarken elindeki parayla filedeki ürün arasında matematik problemi çözdüğünden de haberdar. Esnafın siftah yapmadan kepenk kapattığı günlerden de haberdar.
Kısacası milletin anasının ağladığından, cüzdanının ağladığından, geçen seçimde vatandaşın mutfaktaki tencerenin bir kolundan tutup diğer kolunu salladığından ve tencereyi devirmeye az kaldığından da haberdar, geçen seçimde vatandaşın tencereye bir düdük taktığından, düdüğü çaldığından da haberdar.
İktidar da haberdar, Cumhurbaşkanı da haberdar, AK Parti yönetimi de haberdar, köşe yazarları da haberdar, kulisler de haberdar, herkes haberdar, haberdar olmayan tek bir Allah’ın kulu yok. 84 milyon 999 bin 99 kişinin haberi olduğunu sanmıştık değilmiş. 85 milyon haberdar.
İnsan ister istemez soruyor: Madem herkes biliyor, peki bu kadar yıldır neden hâlâ yazıp çiziyoruz? Yazdık çizdik diyelim. Neden bir çare bulunamıyor? Bir dönem yaklaşık 200 dolara denk gelen, bir zamanların gözdesi 200 TL neden yerlerde sürünüyor ve ilkokul çocuğunun harçlığı oldu?
Vatandaşın derdi bilinmiyor olsaydı, “Bilmiyorlar” derdik. Ama artık böyle bir mazeret de kalmadı. O halde bundan sonra vatandaşın beklediği şey yeni tınılarla yeni teraneler değil.
Hasta ve hastalığı belli, hastanın yıllardır “ekonomiii, ekonomiii” diye inlediğini duymayan kalmadı. Tedavi istiyor, 112’ye basıyor. “Geçinemiyorum” diyor, “Ay sonunu getiremiyorum” diyor, “Masraflar belimi büküyor” diyor, “Markete giriyorum, elimdeki para alışveriş arabasını bırak poşete yetmiyor” diyor.
112 servisindeki görevliler de “Valla biz sana sadece bir ağrı kesici verebiliriz. Bizim müdahale yetkimiz yok. Başhekime derdini anlat” diyor. Abdulkadir Selvi’nin yazısından anladığımız kadarıyla Başhekim de durumun farkında.
Kimsenin artık “Farkındalık” ağrı kesicisiyle ağrısı dinmiyor. Bunların üzerine bir de “Ekonomik sıkıntıların farkındayız” denildiğinde vatandaşın krizi tutuyor ve aklına şu soru geliyor:
İyi de biz zaten farkındayız. Siz ne zaman düzelteceksiniz?
Unutmayalım ki, seçmen bu sefer seçim sandığına gittiğinde bir elinde oy pusulası diğer elinde geçmiş yılların su, elektrik ve doğal gaz faturası da olacaktır.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi