İSTANBUL (AA) - BİRİZ ÖZBAKIR - İklim değişikliğiyle birlikte dünyada ve Türkiye'de kuraklığın şiddeti artarken uzmanlar, bu artışın tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini olumsuz etkilediğini, su yönetimi konusunda atılacak adımların yanı sıra milli su politikası belirlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Ankara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Somuncu, AA muhabirine, kuraklık ve su kıtlığının ulusal sınır tanımayan ve su güvenliğini tehdit eden iki önemli olgu olduğunu ve toplumun tüm sosyoekonomik kesimlerini etkilediğini söyledi.

Kuraklığın aylarca veya yıllarca sürebilen ortalamanın altında yağışın doğurduğu bir iklim özelliği olduğunu, su kıtlığının ise su talebi ve arzı arasında uzun vadeli bir dengesizlikten kaynaklandığını anlatan Somuncu, şöyle devam etti:

'Kuraklık ve su kıtlığı genellikle birbiriyle ilişkilidir. Kuraklıklar su kıtlığını tetikleyebilir veya artırabilirken, su kıtlığı kuraklığı daha da kötüleştirebilir. Kuraklık ve su kıtlığının yerel etkileri genellikle aynıdır, tarım ve gıda güvenliği en ciddi şekilde etkilenir. Aynı zamanda yoksulluğu şiddetlendirir ve ekonomik büyümeyi, sağlık ve refahı, cinsiyet eşitliğini ve çevreyi olumsuz etkiler.'

- Dünyadan örnekler

Doğu ve Güney Afrika'da bazı bölgelerin şimdiye kadar kaydedilen en kötü kuraklıkla mücadele ettiğini ve 90 milyondan fazla insanın şiddetli açlıkla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Somuncu, Güney Afrika'da her 6 kişiden 1'inin gıda yardımına ihtiyaç duyduğunu aktardı.

Zimbabve'de geçen yıl mısır mahsulünün bir önceki yıla göre yüzde 70 düştüğünü, 9 bin sığırın susuzluk ve açlıktan öldüğünü bildiren Somuncu, Somali'de 2025 başı itibarıyla nüfusun dörtte birine denk gelen 4,4 milyon kişinin kriz düzeyinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığına dikkati çekti.

Kuraklığın Avrupa'yı da etkilediğine işaret eden Somuncu, İspanya'da Eylül 2023'te iki yıl süren kuraklık ve rekor sıcaklıklar nedeniyle zeytin hasadında yüzde 50'lik bir düşüş yaşandığını hatırlattı.

- 'Türkiye'de yağışların yüzyılın sonuna kadar yüzde 30 azalması bekleniyor'

Yarı kurak iklimi olan Türkiye topraklarının yüzde 88'inin çölleşme riski altında bulunduğundan ve arazi bozulmasına eğilimli olduğundan bahseden Somuncu, çiftçilerin kuraklığın etkilerini azaltmak için gece sulama ve yağmur suyu hasadı gibi su tasarrufu sağlayacak uygulamalar yaptıklarını, buna rağmen 2024'te tahıl ve tarla bitkileri üretiminin 2023'e kıyasla yüzde 5 azaldığını belirtti.

Sulama yönteminde ve ürün deseninde yapılan büyük yanlışların iklim değişikliğinin etkilerini artırdığına değinen Somuncu, 'Bu yanlışların başında tarımsal sulamada büyük su kayıplarına neden olan ve 'vahşi sulama' olarak adlandırılan salma sulama yönteminin kullanılması ve yağış miktarı az olan iç bölgelerde fazla su isteyen ürünlerin üretiminin giderek artması geliyor.' değerlendirmesini yaptı.

- 'Türkiye su stresi altındaki ülkeler arasında yer alıyor'

Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim ve Afet Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Lütfi Akca da Türkiye'nin toplam kullanılabilir su potansiyelinin 92 milyar metreküpü yer üstü, 18 milyar metreküpü ise yeraltı olmak üzere ortalama yıllık 110 milyar metreküp olduğunu kaydetti.

Kişi başına düşen yıllık su miktarının yaklaşık 1300 metreküp seviyesinde olduğunu aktaran Akca, 1000 ila 1700 metreküp aralığındaki ülkelerin 'su stresi altındaki ülkeler' olarak tanımlandığını, Türkiye'nin de bu ülkeler arasında yer aldığını, bazı havzalarda kişi başına düşen su miktarının 1000 metreküpün dahi altında olduğunu söyledi.

Adana'da 20 milyon 400 bin kaçak makaron ele geçirildi
Adana'da 20 milyon 400 bin kaçak makaron ele geçirildi
İçeriği Görüntüle

Yer altındaki suların nehirler ve göllerdeki su miktarının yaklaşık 30 katı olduğunu belirten Akca, su kıtlığı zamanlarında bu depolardan ödünç su alınabildiği için bu kaynakları 'su kaynaklarının bankası' şeklinde tanımladı.

Akça, 'Bu kaynaklar kurak dönemlerin sigortasıdır ve korunmalıdır. Ancak sosyal ve ekonomik baskılar, bu kaynağın sürdürülebilir kullanımını zorlaştırır. Devlet otoritesinin bu baskılara karşı koyması özellikle kuraklık ve kıtlık dönemlerinde güçleşir. Bu nedenle gecikmeden kapsamlı politikalar geliştirilmesi hayati önem taşımaktadır.' dedi.

Artan su tüketimi ve küresel iklim değişikliğini, yeraltı suyu yönetimini zorlaştıran önemli faktörler olarak sıralayan Akca, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Türkiye, artan kuraklık riskine karşı suyun daha verimli kullanılmasına yönelik çalışmalarını hızlandırmaktadır. Bu kapsamda hem tarımda hem şehirlerde hem de sanayide yeni projeler hayata geçirilmektedir. Türkiye'nin önceliği, 2023 Ulusal Su Verimliliği Stratejisi kapsamında tarımsal sulamada modernleşme ve 'suya göre tarım' politikasıyla su-üretim dengesini sağlamaktır. Şehirlerde kayıp-kaçakları azaltmak için altyapı yenileme ve SCADA sistemleri devreye alınırken, sanayide Yeşil Mutabakat çerçevesinde geri dönüşüm ve kapalı devre teknolojilerle su verimliliği artırılmaktadır.'

Göllerden su bütçesine dikkat edilmeden su çekilmesi, küresel iklim değişikliğiyle ortaya çıkan yağış azlığı ve buharlaşma artışı gibi nedenlerle birçok gölün küçüldüğünü veya tamamen kuruduğunu dile getiren Akca, kurtarılmak istenilen bir göl için öncelikle gölü besleyen havzadaki yeraltı suyu kullanımının kontrol altına alınması gerektiğini vurguladı.

Ege Bölgesi'ndeki kuraklığın ciddi boyutlara ulaştığı tespitini paylaşan Akca, 'Meteoroloji verileri, Ege Bölgesi'nde yağışların uzun yıllar ortalamasından yüzde 26, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 12 daha az olduğunu gösteriyor. İzmir ve Manisa'da 'orta kuraklık', Aydın, Denizli ve Uşak'ta ise 'şiddetli kuraklık' durumu gözlemleniyor. Muğla ise hem içme suyu hem de tarımsal sulama açısından alarm veriyor.' şeklinde konuştu.

Tarımsal kuraklık açısından Konya, Eskişehir, Sivas ile Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin riskli durumda olduğunu ifade eden Akca, kriz yönetimi için hem bölgesel hem de ulusal düzeyde altyapı yatırımları, teknoloji kullanımı ve planlamaya dayalı stratejiler uygulanması gerektiğinin altını çizdi.

Akca, sözlerini şöyle tamamladı:

'Türkiye'de suyun etkin ve sürdürülebilir biçimde yönetilebilmesi için öncelikli olarak su yönetiminden sorumlu kurumların kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, su yönetimi yalnızca tek bir kurumun sorumluluğunda değil, tüm ilgili kurumların işbirliği içinde çalıştığı bir süreç olarak ele alınmalıdır. Su kaynaklarının yönetiminde yalnızca idari kurumların değil, çiftçiler, sanayiciler, akademi ve bölge halkının da sürece dahil edildiği katılımcı bir havza yönetimi anlayışı benimsenmelidir. Atılacak tüm adımların üzerine inşa edilecek ulusal ölçekte bütüncül bir 'milli su politikası', suyun adil, verimli ve sürdürülebilir kullanımını garanti altına alacak, iklim değişikliği, kuraklık ve nüfus artışı gibi gelecekteki risklere karşı da ülkemizin dirençli bir su yönetim altyapısına sahip olmasını sağlayacaktır.'