Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadelede yeni bir aşamaya giriliyor. 2026 yılı Temmuz ayında yıllık TÜFE manşet enflasyon yüzde 31,75'e gerilerken, çekirdek enflasyon yüzde 29,91, hizmet enflasyonu ise yüzde 39,70 seviyesinde gerçekleşmişti. Yİ-ÜFE'nin yıllık yüzde 27,83'e gerilemesi de üretici fiyatları tarafında olumlu bir tablo ortaya koymuştu. Ancak bu göstergeler, dezenflasyon sürecinin tamamlandığını değil, önümüzde hâlâ aşılması gereken önemli bir mesafe bulunduğunu gösteriyor.
Nitekim merakla beklenen Ağustos enflasyonu bu açıdan kritik bir sınav niteliğindeydi. TÜİK’in açıkladığı 2026 yılı Ağustos ayı enflasyon verilerine göre aylık enflasyon yüzde 1,84, yıllık enflasyon ise yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Kira artışlarında uygulanacak tavan oranının da yüzde 31,79 olarak belirlenmesi, enflasyonun vatandaşın günlük hayatındaki etkisinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Çünkü artık mesele yalnızca manşet TÜFE'nin birkaç puan aşağı gelmesi değil, enflasyonun ana eğiliminin kalıcı biçimde zayıflayıp zayıflamadığıdır. Yıllık enflasyon baz etkisiyle gerileyebilir. Fakat aylık fiyat artışları yüksek kalmaya devam ederse, yıllık orandaki düşüşün kalıcılığı konusunda soru işaretleri oluşur. Bu nedenle verileri değerlendirirken manşet enflasyonun yanında çekirdek göstergelere, hizmet fiyatlarına ve üretici fiyatlarına da bakmak gerekiyor.
Özellikle hizmet enflasyonu dezenflasyon sürecinin en zorlu alanlarından biri olmaya devam ediyor. Mal fiyatlarında daha hızlı bir yavaşlama görülürken kira, eğitim, ulaştırma, lokanta ve benzeri hizmetlerde fiyatların dirençli olması, enflasyon beklentilerinin tamamen kırılmadığını kanıtlıyor.
Peki vatandaş açısından bütün bunlar ne ifade ediyor?
Aslında yanıt çok basit: Enflasyon yüzde 30'lara düşse bile markette, kirada ve faturada fiyatlar yüzde 30 ucuzlamıyor; sadece daha yavaş pahalanıyor. Vatandaşın beklediği ise yalnızca kâğıt üzerindeki rakamların düşmesi değil, maaşının ve gelirinin satın alma gücünün yeniden yükselmesidir.
Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele iradesini kıymetli bulmakla birlikte, bu sürecin yalnızca yüksek faiz ve talebi baskılayan politikalar üzerinden yürütülmesini eksik görüyoruz. Nitekim HÜDA PAR’ın da dile getirdiği, ekonomiyi faiz ekseninden çıkarıp üretim ile adil paylaşımı merkeze alan "Faizsiz Türkiye Süreci" vizyonu, bu mücadelede somut ve kalıcı bir alternatif sunmaktadır.
Bu nedenle dezenflasyonun gerçek sınavı, enflasyon oranının gerilemesinden ibaret değildir. Fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesi, üretim maliyetlerinin kontrol altına alınması, yatırımın güçlenmesi ve reel gelirlerin artması gerekir. Asıl başarı, birkaç aylık baz etkisine dayalı göreli düşüşten ziyade bu eğilimin vatandaşın cebine ve mutfağına refah olarak yansımasıyla ortaya çıkacaktır.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi