Merkez Bankası, 10 Eylül 2026 tarihli toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu.

Piyasalar açısından karar sürpriz değildi. Petrol fiyatlarının 100 doları aşması, savaşın uzama ihtimali ve küresel belirsizlikler faiz kararının arkasındaki önemli unsurlar arasında gösterildi.

Fakat bütün bu tartışmaların içinde gözden kaçırdığımız daha temel bir mesele var:

Neden hâlâ faizin kaç olacağını konuşuyoruz?

Yüzde 37 mi olsun, yüzde 35’e mi insin, yüzde 40’a mı çıksın?

Bize göre asıl mesele bu değil. Çünkü sorun faizin yüksekliği veya düşüklüğü değil, faizin kendisidir.

Faiz yüzde 37 olduğunda da sorun vardır, yüzde 27 olduğunda da. Oran değişebilir; ancak sistemin temel mantığı değişmediği sürece borç üzerinden kazanç sağlayan yapı devam eder.

Oysa ekonominin merkezinde sadece para değil, insan ve üretim olmalıdır.

Peki faizsiz düzene nasıl geçeceğiz?

“Faiz olmasın” demek tek başına yeterli değildir. Faizli sistemin yerine üretimi, ticareti ve istihdamı destekleyen çalışabilir bir finansman yapısı kurmak gerekir.

Bunun için sermaye sahibi ile girişimci arasındaki ilişkinin yalnızca borç veren-borç alan ilişkisine dayanmadığı; kâr ve zarara ortaklık, proje finansmanı ve ticarete dayalı finansman modellerinin güçlendirildiği bir yapı oluşturulmalıdır.

Devletin borçlanmasında da üretim ve varlık temelli finansman araçlarının payı artırılmalı; vatandaşın tasarrufları spekülasyondan ziyade fabrika, tarım, teknoloji, ihracat ve istihdam oluşturan yatırımlara yönlendirilmelidir.

Elbette bu dönüşüm bir gecede gerçekleşmez. Vatandaşı, esnafı ve işletmeleri mağdur etmeden, alternatif finansman kanallarını güçlendiren aşamalı ve planlı bir geçiş programına ihtiyaç vardır.

Çünkü faizsiz ekonomi, yalnızca faiz oranını sıfırlamak değildir. Sermayenin riski de üstlendiği, emeğin ve üretimin merkeze alındığı adil bir ekonomik düzen kurmaktır.

Bugün petrol 100 doları aştı diye faizi konuşuyoruz. Yarın başka bir kriz çıkacak, yine faiz ve kuru konuşacağız.

Peki bu kısır döngüyü daha ne kadar sürdüreceğiz?

Bizim meselemiz faizin yüzde 37 mi, 35 mi, 40 mı olacağı değil. Esnafın borç altında ezilmediği, çiftçinin ürettiğinin karşılığını aldığı, çalışanın emeğinin değer gördüğü bir ekonomi kurabilmektir.

O halde artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

“Faiz kaç olacak?” değil; “Faizsiz Türkiye sürecine nasıl geçeceğiz?”

Bence artık asıl konuşmamız gereken manşet budur.
Doğruhaber Gazetesi'nden alınmıştır.