Yemen'de 2022 yılında Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda, 2 Nisan-2 Ekim 2022 tarihleri arasında altı aylık resmî bir ateşkes uygulanmıştır. Ateşkesin sona ermesinin ardından taraflar arasında kapsamlı ve resmî bir barış anlaşmasına varılamamış olsa da özellikle Umman'ın yürüttüğü diplomatik temasların etkisiyle Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilim uzun süre görece düşük seviyede tutulmuştur.

Bu durum savaşın sona erdiği anlamına gelmemiş; aksine tarafların geniş çaplı çatışmaya yeniden dönmeden mevcut güç dengelerini koruduğu kırılgan bir statüko ortaya çıkarmıştır. BM de bu süreçte güven artırıcı önlemler ve siyasi çözüm için arabuluculuk çalışmalarını sürdürmüştür.

Ancak 2026 yılına gelindiğinde bu kırılgan dengenin ciddi biçimde bozulduğu görülmektedir. Husilerin Yemen'in batısındaki kıyı hattı üzerinden Babülmendep Boğazı'na yaklaşan askerî hamlesi, savaşın yalnızca Yemen'in iç dengeleriyle sınırlı olmadığını; Kızıldeniz, Aden Körfezi ve küresel deniz ticareti açısından da stratejik sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Husilerin stratejik öneme sahip Moha Limanı'nı ele geçirmesi ve Kızıldeniz'deki Haniş Adaları yönünde ilerlemesi, Babülmendep çevresindeki askerî ve jeopolitik dengeleri doğrudan etkileyebilecek gelişmelerdir.

Buradaki temel stratejik hedef yalnızca daha fazla Yemen toprağı ele geçirmek değildir. Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz'i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na bağlayan, Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticareti ve enerji taşımacılığı açısından kritik bir geçiş noktasıdır. Dolayısıyla bu bölgede kurulacak askerî üstünlük, Husilere Yemen iç siyasetinin ötesinde bölgesel ve uluslararası ölçekte önemli bir pazarlık gücü sağlayabilir.

Husilerin Hays-Moha hattındaki ilerleyişi bu açıdan özel önem taşımaktadır. Kıyı şeridinin kontrolü, Husilerin Kızıldeniz üzerindeki askerî baskı kapasitesini artırırken Yemen hükümetinin batıdaki savunma hattını zayıflatma ve Babülmendep'e yönelik baskıyı artırma imkânı yaratmaktadır. Böylece batı kıyısı, yerel bir cephe olmaktan çıkarak Yemen savaşının geleceğini ve Kızıldeniz'deki deniz güvenliğini etkileyebilecek stratejik bir cepheye dönüşmektedir.

Buna karşılık Yemen hükümeti de yalnızca savunmada kalmamış, farklı cephelerde karşı taarruzlar başlatmıştır. Özellikle El-Cevf ve El-Beyda vilayetlerindeki operasyonların temel amacı, Husilerin askerî kapasitesini birden fazla cepheye bölmek ve Sana üzerindeki baskıyı artırmaktır. Hükümet güçleri açısından nihai hedef, başkent Sana'yı Husilerin kontrolünden çıkarmak ve devlet otoritesini ülke genelinde yeniden tesis etmektir.

El-Cevf, Suudi Arabistan sınırına yakınlığı ve Sada ile Sana arasındaki bağlantılar açısından stratejik bir konuma sahiptir. El-Beyda ise Yemen'in merkezinde bulunması nedeniyle kuzey ile güney arasındaki ulaşım ve askerî hareketlilik bakımından kritik bir kavşaktır. Bu nedenle bu bölgelerde oluşturulacak baskı, Husilerin operasyonel hareket alanını daraltabilir ve onları kuvvetlerini farklı cephelere dağıtmaya zorlayabilir.

Marib de savaşın kilit noktalarından biri olmaya devam etmektedir. Bölge yalnızca enerji kaynakları bakımından değil, Yemen'in doğusu ile kuzeybatısı arasındaki stratejik bağlantılar açısından da önemlidir. Husilerin Marib'i ele geçirmesi, hükümet güçleri açısından hem ekonomik hem de askerî açıdan ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Marib'in korunması, hükümet açısından yalnızca mevcut toprakların savunulması değil, gelecekte Sana'ya yönelik olası askerî operasyonların sürdürülebilmesi bakımından da temel bir ön koşuldur.

Taiz cephesi ise nüfus, coğrafya ve ulaşımın kesiştiği bir başka kritik alandır. Hükümet güçlerinin Taiz'in batısındaki bazı stratejik bölgelerde kontrol sağlaması, Husilerin bölgedeki baskı ve kuşatma düzenini zayıflatabilir. Ancak Taiz'deki ilerlemeyi doğrudan Sana'ya giden yolun açılması şeklinde yorumlamak doğru değildir. Taiz önemli bir kazanım olmakla birlikte, Sana'ya ulaşmak çok daha geniş ve zorlu bir askerî süreci gerektirmektedir.

Bu nedenle mevcut tabloyu yalnızca "Husiler ilerliyor" veya "Yemen hükümeti karşı saldırıya geçti" şeklinde değerlendirmek eksik kalacaktır. Asıl mesele, Yemen savaşının yeniden çok cepheli ve stratejik bir güç mücadelesine dönüşmesidir. Batıda Husiler Babülmendep ve Kızıldeniz kıyılarına doğru stratejik derinlik kazanmaya çalışırken, merkez ve doğuda Yemen hükümeti El-Cevf, El-Beyda, Marib ve Taiz üzerinden Husilerin kontrol alanını daraltmaya çalışmaktadır.

Burada 2022 sonrası dönemin niteliği de önemlidir. Ateşkes, savaşın temel siyasi sorunlarını çözmemiş; yalnızca çatışmanın biçimini değiştirmiştir. Husiler açısından askerî başarı yalnızca toprak kazanımıyla ölçülmemektedir. Füze ve insansız hava aracı kapasitesi, stratejik coğrafi konumlar ve deniz ticaretini tehdit edebilme yeteneği, kontrol edilen toprakların genişliğinden daha büyük bir stratejik değer yaratabilmektedir.

Bu durum Yemen savaşını bölgesel bir güç mücadelesinin parçası hâline getirmektedir. Suudi Arabistan açısından Husilerin askerî kapasitesi ve enerji altyapısına yönelik tehditler doğrudan ulusal güvenlik meselesidir. İran-Husi ilişkisi ise Yemen'deki çatışmanın bölgesel güç rekabetinden bağımsız değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Kızıldeniz'deki deniz güvenliği ve Babülmendep'in stratejik konumu ise savaşa küresel bir boyut kazandırmaktadır.

Sonuç olarak Yemen'deki savaş, klasik anlamda yalnızca toprak kazanımına dayalı bir çatışma değildir. Taraflar birbirlerinin askerî kapasitesini, ekonomik kaynaklarını, ulaşım hatlarını ve siyasi pazarlık gücünü hedef almaktadır. Husiler batıda Babülmendep ve Kızıldeniz'e açılan stratejik koridoru genişletmeye çalışırken, Yemen hükümeti El-Cevf, El-Beyda, Marib ve Taiz üzerinden Husilerin Sana merkezli hâkimiyet alanını daraltmaya çalışmaktadır.

Dolayısıyla savaşın geleceğini belirleyecek temel unsur, yalnızca hangi tarafın daha fazla kilometrekare toprak ele geçireceği değildir. Asıl belirleyici mesele, hangi tarafın stratejik coğrafyayı kontrol ederek karşı tarafı siyasi müzakereye zorlayabilecek bir üstünlük kuracağıdır.

Sana siyasi merkez, Marib ekonomik ve askerî kapasitenin önemli unsurlarından biri, Taiz nüfus ve ulaşım açısından kritik bir merkez, Moha ve Babülmendep ise Yemen'i Kızıldeniz ve küresel ticaret sistemine bağlayan stratejik kapılardır.

Bu nedenle 2026'da yeniden tırmanan çatışma, 2014'te başlayan Yemen iç savaşının basit bir devamı olarak görülmemelidir. Yemen'deki iç iktidar mücadelesi; Suudi Arabistan-İran rekabeti, Kızıldeniz'deki deniz güvenliği, enerji taşımacılığı ve bölgesel güç dengeleriyle birleşerek daha geniş kapsamlı bir jeopolitik çatışmaya dönüşmüştür.

Yemen'deki gerçek savaş dengesi, bundan sonra yalnızca "kim daha fazla toprak kazanacak?" sorusuyla değil, "kim stratejik coğrafyayı kontrol ederek diğer tarafı siyasi çözüm masasına oturmaya zorlayabilecek?" sorusuyla şekillenecektir.