Eskiden şeref dediğimiz yeni nesil olarak da onur dediğimiz, başkasının bize vermediği, kendi kendimize verdiğimiz o görünmez şeyin hayatımızdaki değerini kelimelerle anlatmak zordur. Hiçbir hazinenin ederi ve değeri olmayan bir servettir şeref veya onur…
Kişi onurunu kaybettiğinde artık kendisi değildir. O artık başka bir şahsiyettir. Onuru olmayan bir şahsiyet. Onu farklı kılan, ona başka yapan, bir değerdir onur.
İnsanın hayatını koruması can güvenliği için susması hoş görülebilir fakat onurunu korumak için ne zaman konuşması gerektiğini de bilmeli ve aşağıda hikayesini anlatacağımız horozdan ders almalıdır:
Bir horoz varmış, her sabah güneş doğmadan önce gür sesiyle öter, yeni bir günün başladığını ilan edermiş.
Bir gün sahibi ona:
— Ey horoz! Bir daha sakın o saatte ötmeye kalkma! Yoksa tüylerini tek tek yolarım! Demiş.
Horoz korkmuş ve kendi kendine düşünmüş:
“Zaruretler, haram olanı mubah kılar. Fırtına geçene kadar biraz susmak, biraz eğilmek en iyisi… Hem ne olacak ki? Ben ötmesem de başka horozlar öter.” Demiş.
Ve susmuş.
Aradan bir hafta geçmiş. Sahibi yine karşısına dikilmiş:
— Ey horoz! Eğer tavuklar gibi gıdaklamaya başlamazsan seni keserim!
Horoz bu kez daha da korkmuş. Yine kendi kendine şöyle demiş:
“Hayatta kalmak için biraz daha taviz vermeliyim. Nasıl olsa bu günler de geçecek. Biraz eğilmekten ne çıkar?”
Ve horoz, horozluğunu unutmaya başlamış.
Günler birbirlerini kovalamaya başlamış. Bir zamanlar sesiyle ortalığı çınlatan, sesiyle milleti sabah bereketiyle buluşturan, gururla öten horoz, artık tavuklar gibi gıdaklayan, ürkek ve sessiz bir canlıya dönüşmüş.
Aradan bir ay daha geçmiş. Sahibi yine horozun yanına gelmiş ve:
— Ey horoz! Artık ya tavuklar gibi yumurtlarsın ya da yarın seni keserim!
Horoz bunu duyunca gözyaşlarına boğulmuş ve iç geçirerek:
— Ah… Keşke beni ilk gün, öterken öldürseydin! demiş.
Çünkü insan, bir kez onurundan vazgeçmeye başladığında, verdiği her taviz onu kendisinden biraz daha uzaklaştırır.
Önce sesini kısar, sonra başını eğer, sonra karakterinden ödün verir… Derken bir gün, yaşamak uğruna ne olduğunu bile unutur.
İnsan bazen hayatını kurtarmak için eğilir, ama sürekli eğilirse, sonunda doğrulmayı unutur.
Korkuyla korunan bir hayat, onursuzca sürdürülüyorsa gerçekten yaşam sayılır mı?
Bazen ölmekten değil, insanlığımızı kaybetmekten korkmalıyız.