Bazı dönemler vardır; haberler hızlanır, başlıklar sertleşir, belirsizlik artar. Böyle zamanlarda çoğu insan “kriz” der. Oysa tarih bize şunu öğretir: Her gürültü kriz değildir; bazen yalnızca dikkat dağıtmadır.
Bugün ABD’nin içinde bulunduğu tabloyu anlamak için yüksek sesle konuşmaya gerek yok. Rakamlar yeterince şey söylüyor.

Yaklaşık elli yıllık aralıklarla ABD federal borcuna bakıldığında ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir:

1826’da milyonlarla ölçülen borç,

1976’da yüz milyarları geçti,

2026 itibarıyla ise 38 trilyon dolar seviyesine ulaştı.

Bu, yalnızca Amerikan tarihinin değil, devletler tarihinin en yüksek borç seviyesidir.

Eski Bir Refleks

1823 yılında ABD, Monroe Doktrini’ni ilan etti. Mesaj açıktı:
Amerika kıtası bir bütün olarak ele alınacak, dış müdahalelere kapatılacaktı.
Bu söylemin ardından iki önemli gelişme yaşandı: içe kapanma ve mali disiplin.
Sonuç ise tarihe not düşülecek kadar netti: 1835’te ABD dış borçlarını sıfırladı.
Bu bir tesadüf değildi. Bu, bir refleksin sonucuydu.
Bugüne Bakarken
Bugün yaşananları anlamaya çalışanların çoğu yalnızca güncel başlıklara odaklanıyor: ticaret gerilimleri, gümrük vergileri, rezerv tartışmaları, jeopolitik tansiyon…
Oysa mesele atılan başlıklarda değil, zamanlamada.
20 Ocak 2025’te ABD’de yönetim değiştiğinde altının ons fiyatı yaklaşık 2.700 dolar seviyesindeydi. Bugün bu rakam 5.400 dolar civarında.
Bir yılda iki kat.
Bu artış yalnızca yatırımcı davranışıyla açıklanamayacak kadar belirgin. Çünkü altın yükseldiğinde, dolar cinsinden borçlar sessizce değer kaybeder.
Borç aynı borçtur, ama ağırlığı azalır. Yani bir yılda ABD BORCU YARI YARIYA ERİDİ BİLE

Yeni Doktrin mi, Eski Hafıza mı?

“Donroe Doktrini” ifadesi kamuoyunda bir espri gibi algılandı. Oysa tarihsel hafızası olanlar için bu ifade, bir şakadan çok bir işaretti.
Gümrük politikaları, ticaret kısıtları, rezerv tercihlerindeki değişim…
Bunlar kopuk adımlar değil; bir çerçevenin parçalarıdır.
ABD borç ödemiyor olabilir.
Ama borcun yükünü yeniden dağıtıyor.
Savaş Sözcüğünün Gölgesi
Ortadoğu’da tansiyon yüksek.
Asya’da gerilim sürüyor.
Avrupa ise diken üstünde.
Ancak dikkat çekici bir gerçek var:
Gerilim artıyor ama nihai kopuş sürekli erteleniyor.
Çünkü amaç çatışma değil.
Amaç belirsizlik.
Belirsizlik; piyasaları yönlendirir, emtiayı yukarı taşır, paranın değerini tartışmalı hale getirir.
Ve bazı borçlar, tam da bu ortamda daha kolay taşınır hale gelir.
Sonuç Yerine
Ortada anlatıldığı gibi kaçınılmaz bir küresel çöküş yok.
Ortada kontrolsüz bir savaş süreci de yok.
Ortada, yüksek sesli bir gündem ve düşük sesli bir hesap var.
Tarih, büyük borçların hiçbir zaman yalnızca muhasebe meselesi olmadığını gösterir.
Onlar aynı zamanda jeopolitik araçlardır.
Gürültüyü dinlemek kolaydır.
Ama asıl mesele, sessiz kalan hesapları fark edebilmektir.