Ortadoğu’da devam eden çatışmalar, birçok yorumcuya göre sadece İran, Lübnan ve Gazze’ye sınırlı değil. İsrail’in uzun vadeli hedefleri, bölgedeki güç dinamiklerini yeniden şekillendirmek üzerine kurulu görünüyor. Savaşın uzatılması, komşu ülkelerin ekonomik ve askeri yorgunluğunu artırmak, mezhep çatışmalarını körüklemek ve nihayetinde “Büyük İsrail” (Eretz Yisrael HaShlema) vizyonunu gerçekleştirmek olarak yorumlanıyor. Bu strateji, güncel gelişmelerle besleniyor.
Gazze’deki operasyonlar devam ederken, İsrail’in Batı Şeria’da sessiz sedasız ilerlediği gözleniyor. 2026 Şubat ayında İsrail hükümeti, Batı Şeria’da (özellikle Area C’de) arazi kayıt sürecini yeniden başlattı. Bu adım, Filistinlilerin mülkiyet iddialarını kanıtlamasını zorlaştırarak toprakların “devlet arazisi” ilan edilmesini kolaylaştırıyor. Eleştirmenler bunu de facto ilhak olarak nitelendiriyor; yerleşim birimleri genişliyor, şiddet olayları artıyor ve Filistin devletine yer bırakmayacak bir gerçeklik yaratılıyor. Golan Tepeleri’nde 1981’den beri uygulanan egemenlik, bu politikanın bir parçası.
İsrail’in bölgedeki diğer hamleleri, mezhep ayrılıklarını derinleştirmek üzerine yoğunlaşıyor. Şii-Sünni ihtilafını gündeme getirmek, Suudi Arabistan ve İran’ı karşı karşıya bırakmak şeklinde okunuyor. Körfez ülkelerini savaşa çekme çabası, İran’ın füze saldırılarıyla tetiklenen gerilimlerde kendini gösteriyor. 2026’da İran’a karşı başlatılan operasyonlar sonrası, Tahran’ın Körfez hedeflerine yönelik binlerce füze ve drone saldırısı, bölgede Şii-Sünni fay hatlarını harekete geçirdi. Bazı gözlemciler, İsrail’in bu kaosu kullanarak Sünni devletleri kendi safına çektiğini, İran’ı ise izole ettiğini savunuyor. Pakistan’daki Şii unsurların tahriki ve ABD etkisindeki dinamikler de bu büyük resmin parçası olarak yorumlanıyor.
Irak’ta ise Kürtler ile İran’a yakın Haşdi Şaabi (Halk Seferberlik Güçleri) arasında gerilimler artıyor. İran destekli milisler ile Kürt bölgelerine yönelik saldırılar, Bağdat-Erbil ilişkilerini zorluyor. Bazı analizler, İsrail’in bu iç çatışmaları körükleyerek Irak’ı istikrarsızlaştırmayı amaçladığını iddia ediyor. Benzer şekilde, İran’daki Kürt nüfusun ayaklandırılması girişimleri, 2026’daki İran protestoları ve Kürt partilerin grev çağrılarıyla bağlantılı görülüyor. İran Kürtleri’nin rejim karşıtı eylemleri, savaş sırasında daha da belirginleşti ve sınır ötesi etkiler yarattı.
Gazze’ye “istendik şekil” verme çabası ise en görünür cephe. Savaşın uzatılması, Filistin direnişini zayıflatırken, İsrail’e demografik ve toprak kontrolü sağlıyor. Bazı İsrailli aşırı sağ politikacılar, “Büyük İsrail” vizyonunu açıkça dile getiriyor; bu vizyon, Nil’den Fırat’a uzanan tarihi/bibliyolojik sınırları işaret ediyor ve Batı Şeria, Gazze, Golan gibi alanları kapsıyor. Bu yaklaşım, uluslararası hukuka aykırı bulunmasına rağmen, fiili uygulamalarla ilerliyor.
Tüm bu gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin dağınıklığı dikkat çekici. İran, Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve Körfez devletleri, ortak tehditlere rağmen bir araya gelememekle eleştiriliyor. Mezhep farkları, tarihi rekabetler ve dış güçlerin (özellikle ABD’nin) etkisi, birliktelikleri engelliyor. Analistler, bu dağınıklığın İsrail’e avantaj sağladığını, ülkelerin “tek tek” hedef alınmasına zemin hazırladığını belirtiyor. Gerçekten de, Şii-Sünni gerilimi körüklenirken, ekonomik yaptırımlar ve askeri yorgunluk, bölgesel dayanışmayı zayıflatıyor.
Büyük İsrail projesi, yalnızca toprak genişlemesi değil; aynı zamanda bölgesel hegemonya ve güvenlik çemberi oluşturma amacı taşıyor. Ancak bu strateji, karşıt tepkileri de tetikliyor. İran’ın direniş ekseni, Lübnan’daki Hizbullah ve diğer aktörler üzerinden yanıt veriyor. 2026’daki İran’a yönelik operasyonlar, bölgede yeni cepheler açtı ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açtı. Türkiye gibi ülkeler, göç yükü ve güvenlik tehditleriyle boğuşurken, Körfez devletleri enerji güvenliği kaygısı taşıyor.
İslam ülkelerinin bir araya gelememesi, ortak bir strateji eksikliğini ortaya koyuyor. Tarih, bölünmüşlüklerin bedelini ağır ödettiğini gösteriyor. Bölgesel barış için, diyalog ve ortak çıkarlar etrafında birliktelik şart. Aksi takdirde, dağınıklık devam ettikçe, “Büyük İsrail” hayali daha da somutlaşabilir ve Ortadoğu daha fazla kan ve gözyaşına boğulur.