Jeffrey Epstein, finans dünyasının gölgeli figürlerinden biriydi. 1953 doğumlu bu Amerikalı milyarder, Wall Street'te başlayan kariyerini özel jetler, lüks malikaneler ve güçlü bağlantılarla renklendirmişti.
Ancak Epstein'ın asıl ünü, 2000'lerin başında patlak veren cinsel istismar skandalıyla geldi. Genç kızları, özellikle reşit olmayanları, zengin ve nüfuzlu erkeklere "sunmak" için bir ağ kurduğu iddiaları, onu federal soruşturmaların odağına yerleştirdi.
2008'de Florida'da aldığı hafif ceza –ki bu, birçok mağdur tarafından "adaletsizlik" olarak nitelendirildi– Epstein'ı hapisten kurtarsa da, 2019'da New York'ta yeniden tutuklanmasıyla işler değişti. Epstein, hapishane hücresinde şüpheli bir şekilde intihar etti (ya da öldürüldü, komplo teorilerine göre).
Ölümü, arkasında bıraktığı "müşteri listesi" ve bağlantılarıyla ilgili soruları çoğalttı. Ghislaine Maxwell gibi ortaklarının yargılanması, hikâyeyi canlı tuttu, ama asıl bomba, Epstein'ın dosyalarının kamuoyuna açılmasıydı.
2025 yılı, bu dosyaların yayınlanması için kritik bir dönüm noktası oldu. Kasım ayında imzalanan Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası (Epstein Files Transparency Act), Adalet Bakanlığı'na (DOJ) tüm belgelerin 19 Aralık'a kadar yayınlanması talimatını verdi. Bu yasa, iki partiden de destek aldı ve amacı, mağdurlara adalet sağlamak, şeffaflığı artırmak ve Epstein'ın ağına karışan isimleri gün yüzüne çıkarmaktı. Ancak yayınlanma süreci, beklentileri karşılamaktan uzak kaldı. DOJ, 19 Aralık'ta binlerce sayfalık belgeyi "Epstein Kütüphanesi" adlı bir web sitesinde paylaştı, ancak bu sadece buzdağının görünen kısmıydı.
Belgeler arasında daha önce görülmemiş fotoğraflar, mahkeme tutanakları ve Epstein'ın soruşturma dosyaları yer alıyordu. Ne var ki, bu yayın, üç büyük sorunla gölgelendi.
Birincisi, yasanın belirlediği son tarih olan 19 Aralık'a kadar tüm belgelerin yayınlanması gerekiyordu. Trump yönetimi, "Tümünü yetiştiremedik" diyerek mazeret sundu.
Sonuç? Kısmî bir yayın. DOJ, devam eden incelemeler nedeniyle haftalarca daha belge yayınlayacağını açıkladı, ancak bu, yasaya aykırı bir gecikmeydi.
Kongre üyeleri, bu gecikmeyi sertçe eleştirdi. Örneğin, Demokrat Temsilci Ro Khanna, "Yasanın ruhuna ve lafzına uymuyor" diyerek Adalet Bakanı Pam Bondi'nin impeachment'ini (yargılanmasını) gündeme getirdi.
Cumhuriyetçi Thomas Massie de benzer eleştirilerde bulundu ve yasaya uymamanın cezai sonuçları olabileceğini vurguladı. Bu gecikme, şeffaflık vaadinin boş çıktığını gösterdi.
İkincisi, yayınlanan belgeler adeta "Bill Clinton belgeleri" gibiydi. Eski başkanın Epstein'la çekilmiş çok sayıda fotoğrafı kamuoyuna gösterildi.
Ayrıca, Clinton'ın Kevin Spacey ile Londra'da Churchill Savaş Odaları'nda çekilmiş bir fotoğrafı da dikkat çekti. Belgelerde Clinton'a yönelik doğrudan suçlama yoktu, ancak bu fotoğraflar, onun Epstein'la olan ilişkisini vurgular nitelikteydi. İlginçtir, Donald Trump'ın adı ve fotoğrafları ise minimaldi. Birkaç kamuoyunda bilinen kare dışında, Trump'ın MaraLago'da Epstein'la bir genç kızı tanıştırdığı iddiası gibi detaylar vardı, ama bunlar yeni değildi.
Hatta, Trump'ı gösteren bazı dosyalar yayınlandıktan kısa süre sonra siteden kaldırıldı –örneğin, Epstein'ın masasında Trump'ın bir fotoğrafı olan dosya.
Bu seçici yayın, belgelerin siyasi bir araç olarak kullanıldığı şüphesini doğurdu.
Üçüncü sorun, ağır sansürdü. Mağdurları korumak için redaksiyon bekleniyordu, ancak bu aşırıya kaçmıştı. Örneğin, 119 sayfalık bir büyük jüri tutanağının tamamı karartılmıştı. Üç ardışık 255 sayfalık dosya tamamen siyah sayfalarla doluydu.
DOJ, redaksiyonları mağdur bilgileri, cinsel içerik, devam eden soruşturmalar ve gizli bilgiler için yaptığını savundu. Ancak tutarsızlıklar göze çarpıyordu: Bazı fotoğraflarda yüzler karartılırken, bazılarında bırakılmıştı. Mağdurlar bile, kendi davalarına ilişkin bilgilere ulaşmakta zorlandı –örneğin, sitedeki arama fonksiyonu ilk başta çalışmıyordu. Bu sansür, "Ne saklanıyor?" sorusunu gündeme getirdi.
Epstein'ın ağına karışan güçlü isimler mi korunuyordu? FBI mülakatları, notlar ve Epstein'ın suçlardan kaçınma taktikleri gibi kritik detaylar neden gizlenmişti?
Yayınlandıktan dakikalar sonra, Beyaz Saray'ın resmi hesapları ve yetkililer, Clinton fotoğraflarına odaklanarak tepkilerini dile getirdi. "İğrenç!" ve "Aman Tanrım!" gibi ifadelerle Clinton'ı hedef aldılar. Bu koordineli tepki, sürecin siyasi bir oyuna dönüştüğünü düşündürttü. Clinton'ın sözcüsü, yönetimi kendini korumakla suçladı ve Clinton'ın Epstein'ın suçlarından önce ilişkiyi kestiğini tekrarladı.
Ancak bu, Trump'ın Epstein'la olan geçmişini –örneğin, "Jeffrey'yi severim, eğlenceli adam" demiş olması– unutturmadı.
Bir parantez de Adalet Bakanı Pam Bondi'ye açmak gerek. Yıl başında "Epstein'ın müşteri listesi masamda" diyen Bondi, yazın "Böyle bir liste yok" diyerek çark etti. Sonra soruşturmayı kapattı ve şimdi yasaya rağmen tam yayın yapmadı.
Kongre üyeleri, Bondi'nin yasaları çiğnediğini söylüyor. Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, yargılanmasının yolunun açıldığını belirtiyor. Bir sonraki yönetimde hesap sorulabilir mi? Zaman gösterecek.
Kısacası: Clinton olsun, Trump olsun, kim olursa olsun, suçlular hesap vermeli. Ne yazık ki bu süreç de pek çok süreç gibi, şeffaflık yerine örtbas izlenimi verdi.
Epstein'ın ölümü zaten komplo teorilerini beslemişti; şimdi bu yayın, "bit yeniği" hissi uyandırıyor. Amerikalıların ve dünyanın büyük kısmı, Trump'ın da altının ıslak olduğunu düşünüyor. Şu da kamuoyunun gözünden kaçmadı. Bu süreç çok kötü yönetildi.
Sonuçta, Epstein skandalı, gücün nasıl istismar edildiğini bize bir kez daha gösterdi.