Siyasette en kolay değişen şeyin parti isimleri, en zor değişen şeyin ise siyasi alışkanlıklar olduğu söylenir. Bugünlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden "Yeni Parti" tartışması da tam olarak bu gerçeği hatırlatıyor. Bir kesim büyük bir heyecanla "İşte yepyeni bir başlangıç" derken, başka bir kesim de eski yapının farklı isim ve logoyla yeniden piyasaya sürüldüğünü, Özgür Özel’in namazı dışında eski filmin yeni afişi olduğu yorumunu yapıyor.

Yenilik dediğimizde, sadece kuruluş dilekçesine bakılarak kabul edilecek basit bir durum değildir. Bir siyasi parti, hukuken çok kısa bir zamanda kurulabilir. Yeni bir isim bulunur, yeni bir logo hazırlanır, tüzük yazılır ve resmi süreç tamamlanır. O andan itibaren böyle bir partiye yeni değil yepyeni bir parti diyebiliriz. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Fakat yeni diye ortaya atılan bir partinin logosunu kazdığımızda karşımıza bir toplumun hafızası çıkarsa buna yeni diyemeyiz. Yeni kılıklı diyebiliriz.

İnsanlar yalnızca parti amblemlerine, tabelalarına bakmaz. Ya! O amblemin arkasındaki isimlere, söylemlere, geçmişine GBT’sine de bakar. Eğer aynı kadrolar, aynı siyasi refleksler, aynı söylemler ve aynı seçmen kitlesi ve kedisiyle yoluna devam ediyorsa, kedisine kadar hiçbir şey değişmemişse, toplum doğal olarak şu soruyu sorar: Hanginiz ve neyiniz yeni ki kendinize “Yeni” ismini takıyorsunuz?

Kafamıza pek yatmasa da ‘Ortaya koyacağımız siyaset, üreteceğimiz çözümlerle yeniliklerimizi göreceksiniz” diyorlar.

Şimdiye kadar gördüğümüz kadarıyla aynı cümleleri yeni bir logonun altında tekrar ediyorlar.

Sanırım siyaseti takip eden herkesin Türkiye’de seçmenin bilinçli bir seçmen olduğunu hafızasının sanıldığından güçlü olduğunu, unutmadığını, geçmişte hangi sözlerin verildiğini, hangi krizde nasıl tavır aldığını, karşılaştırdığını ve ona göre oy kullandığını takdir edecektir.

Kendileri yeni bir vizyondan söz ediyor. Eleştirenler ise geçmişten kopulmadığını düşünüyor ve ayrılırken CHP’nin kedisini dahi beraberlerinde götürmelerini buna delil gösteriyorlar.

Kim ne derse desin siyasette son sözü ne yorumcular ne de rakip partiler söyler. En son sözü klasik söylemle her zaman halk söyler.

Belki de asıl soru şudur: Yeni olan gerçekten parti mi, yoksa siyaset anlayışı mı? Eğer değişen sadece tabela ise bunun ömrü uzun olmaz. Davutoğlu’nun Gelecek Partisi gibi bir geleceği olmaz, havlu atar. Ama değişen zihniyet ve siyaset dili ise, işte o zaman gerçekten yeni bir başlangıçtan söz edilebilir.

Çünkü siyasette asıl yenilik, yeni bir isim bulmak değil, eski alışkanlıkları geride bırakabilmektir. CHP’nin kuyusundan su içenlerin, aynı gelenekten beslenenlerin alışkanlıklarını terk edebileceklerine inanların sayısını da önümüzdeki seçimde göreceğiz.