AK Parti kendi mahallesini temizleyebilecek mi?
Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon soruşturması kapsamında tutuklanması, yalnızca bir siyasetçinin tutuklanması olarak değerlendirilmemeli. Bu gelişme, AK Parti’nin siyasi geçmişi, teşkilat yapısı, yönetim anlayışı ve yıllardır savunduğu değerler açısından da önemli bir sınav niteliği taşıyor.
Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanmasıyla birlikte gözler, doğal olarak iktidar cephesinden gelen açıklamalara çevrildi. Gazeteci Kemal Öztürk, bu gelişmeyi muhalefetin zaferi olarak değil, muhafazakâr camianın kendi içindeki temizlenme mücadelesinin bir sonucu olarak yorumladı. Öztürk'e göre AK Parti, eleştirileri dikkate alıp özeleştiri yapabildiği ölçüde bu krizden daha güçlü çıkabilirdi.
Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'ın açıklamaları da bu tartışmaya farklı bir boyut kazandırdı. Tayyar, fon soruşturmasına yönelik en büyük tepkinin AK Parti'nin kendi içinden yükseldiğini belirterek, bir ildeki parti toplantısında Fatma Betül Sayan Kaya'nın yargılanmasını isteyen bir teşkilat yöneticisinin salondakiler tarafından ayakta alkışlandığını anlattı. Kaya'nın tutuklanmasının ardından ise bunun soruşturmadaki en derin kararlardan biri olduğunu belirterek, "İdari ve siyasi alanda da büyük sürprizlere hazır olun" mesajını verdi.
Her iki gazetecinin açıklamalarında dikkat çeken ortak nokta, yaşananları AK Parti'nin kendi içindeki bir hesaplaşma ve arınma süreci olarak değerlendirmeleri.
Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir mesele var: Bir siyasi hareketin kendi içindeki yanlışlarla yüzleşmesi elbette değerlidir. Fakat bu yüzleşmenin samimiyeti, yalnızca bir kişinin tutuklanmasıyla değil, benzer iddialar karşısında kim olduğuna bakılmaksızın aynı kararlılığın gösterilmesiyle ölçülür.
Çünkü mesele sadece Fatma Betül Sayan Kaya meselesi değildir. Kamuoyunun asıl merak ettiği, bu kadar büyük bir ekonomik kazanç iddiasının nasıl ortaya çıktığı, sermaye piyasalarında kimlerin hangi ilişkiler içerisinde hareket ettiği ve denetim mekanizmalarının neden zamanında devreye girmediğidir.
Üstelik burada milyonlarca insanın geçim mücadelesi verdiği bir ülkeden söz ediyoruz. Emeklinin maaşını, asgari ücretlinin mutfak masrafını, esnafın ayakta kalma mücadelesini düşündüğümüzde, milyarlarca liralık kazanç iddialarının toplumda oluşturduğu rahatsızlığı anlamak zor değil.
Kemal Öztürk'ün "Temizlenmeye devam" çağrısı ile Şamil Tayyar'ın "Büyük sürprizlere hazır olun" mesajı, iktidar cephesinde yeni bir dönemin işareti olarak okunabilir. Ancak bu dönemin gerçekten bir arınma sürecine dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek.
Unutulmamalıdır ki siyasi hareketleri büyüten, hatalarını örtmek değil, hatalarıyla yüzleşebilme cesaretidir. Adalet, yalnızca rakipler için değil, insanın kendi mahallesi için de istenebildiğinde anlam kazanır.
Asıl mesele, kimin tutuklandığı değil, adaletin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır. Silivri’nin tek renk olması elbette ki rahatsızlıklara yol açacaktı. Fatma Betül Sayan’ın Silivri’ye gönderilmesiyle Silivri tablosuna yeni bir fırça darbesi atılmış oldu…
Bakalım tabloda daha ne tür değişiklikler olacak. Veya olacak mı?