Bu soruyu kime sorarsanız sorun, büyük ihtimalle kendisinin iyi bir insan olduğunu söyleyecek, hatta bunu ispatlamak için geçmişinden birçok örnek verecektir. Kimi yaptığı iyilikleri, kimi gösterdiği fedakârlıkları, kimi de kimseye zarar vermeden yaşadığını anlatacaktır. Neredeyse herkes kendisini bir iyilik meleği olarak tanımlayacaktır. Peki, gerçekten öyle midir? Herkes iyiyse kötü insan kimdir? İsmi var cismi yok mu bu kelimenin?
Herkes kendisini başkalarının yanında olduğundan farklı gösterebilir. İyi görünmek için iyilik yapabilir, takdir edilmek için fedakârlıkta bulunabilir, toplumda saygınlık kazanmak için dürüstlük sazını çalabilir, insanların gözünde oluşturduğu imajı yönetebilir. Fakat bütün bunlar onun gerçek karakterini anlamak için yeterli değildir.
İyi ile kötüyü birbirinden ayıran önemli ince bir ayar vardır aslında. O da insanın kimsenin görmediği zamanlarda nasıl davrandığıdır. Yalnız iken nasıl iseniz, ne yapıyorsanız ne düşünüyorsanız gerçek malınız, gerçek kumaşınız odur.
Asıl mesele, insanın yalnız kaldığında ne düşündüğü, ne yaptığı ve kimsenin haberi olmayacağını bildiği durumlarda nasıl davrandığı, neler yaptığıdır. Bir başka ifadeyle, insanın gerçek karakteri, seyircisinin olmadığı yerde ortaya çıkar.
Bir insan, kendisine haksızlık yapıldığında değil, başkasına haksızlık yapma fırsatı eline geçtiğinde kim olduğunu gösterir. Bir çıkar uğruna başkasının hakkını yiyebilecekken bundan vazgeçebiliyor mu? Kimsenin görmediği bir yerde emanete sahip çıkabiliyor mu? Yaptığı kötülüğün ortaya çıkmayacağından emin olduğunda vicdanının sesini dinliyor mu? İşte insanın ahlakını ölçen asıl sorular bunlardır.
Üstelik insanı ele veren yalnızca davranışları da değildir. Kimsenin bilmediği niyetleri, gizli hesapları ve içinden geçirdiği hinlikler de onun ahlaki dünyasının bir parçasıdır. Çünkü bazen insanın yaptığı iyilik, iyilik olsun diye değil, karşılığında bir menfaat elde etmek için yapılır. Bazen gösterilen merhametin arkasında hesap, söylenen güzel sözlerin arkasında çıkar vardır. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünebilir ama insanın kendi vicdanı, gerçeği bilir.
Elbette insanın aklından geçen her düşünceyi davranış olarak değerlendirmek doğru değildir. İnsan zaman zaman yanlış düşüncelere kapılabilir, öfkesine yenilebilir, kıskançlık duyabilir. Önemli olan, bu düşünceler karşısında nasıl bir tutum sergilediği ve onları davranışlarına ne ölçüde yansıttığıdır. İyi insan olmak, hiç hata yapmamak değildir ya, hata yaptığında bunu kabul edebilmek, yanlışından dönebilmek ve kimse görmese bile doğru olanı tercih edebilmektir.
İnsanların bizi nasıl tanıdığı, toplumdaki imajımızdır. Kimsenin görmediği zamanlarda ne yaptığımız ise orijinal karakterimizdir.
Öyleyse bir an durup kendimize soralım: Biz gerçekten iyi insanlar mıyız? Yoksa yalnızca kötü olduğumuzun henüz ortaya çıkmadığı bir hayat mı yaşıyoruz?
İyileri tanımak çok kolaydır, çünkü herkes iyidir. Kötüleri
tanımak ise gerçekten çok zordur. Kötülerin üzerinde 50 iyilik
perdesi var çünkü. Hepsini kaldırmak en az 50 yılımızı alabilir.
Kısacası iyi olmak, iyi kalabilmek çocuk işi değildir.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi