İstanbul’da etkili olan şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketi, bir kez daha hepimize acı bir gerçeği hatırlattı: Doğa olayları kaçınılmaz olabilir ancak bu olayların afete dönüşmesini önlemek için alınacak tedbirler insanın sorumluluğundadır. Hayatını kaybeden dört vatandaşımız, hastanelerde tedavi gören yaralılar ve kendilerinden haber alınamayan altı kişi, yaşanan felaketin boyutunu anlamamız için yeterlidir.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıklamalarına göre İstanbul’da binlerce ihbar alınmış, mahsur kalan 3 bin 55 vatandaş kurtarılmış ve arama kurtarma ekipleri çalışmalarını aralıksız sürdürmüştür. Binlerce personelin sahada görev yapması, afet anlarında koordinasyonun ve hızlı müdahalenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu zorlu süreçte canla başla çalışan AFAD, itfaiye, sağlık ekipleri, güvenlik güçleri ve gönüllüler, insan hayatını korumak için büyük bir mücadele vermektedir. Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kayıp vatandaşlarımızın da sağ salim bulunmasını temenni ediyorum.
Ancak afet sonrasında yürütülen kurtarma çalışmalarının yanı sıra, felaketlerin nedenlerini de sorgulamak zorundayız. İstanbul gibi büyük ve yoğun nüfuslu bir şehirde şiddetli yağışların bu denli ağır sonuçlar doğurması, şehir planlaması ve altyapı konularını yeniden gündeme getirmektedir. Plansız yapılaşma, betonlaşma, yetersiz yağmur suyu tahliye sistemleri ve doğal su yollarının korunamaması, sel riskini artırabilen önemli etkenlerdir. Elbette her felaketin nedenleri bilimsel verilerle incelenmelidir. Ancak yaşananlardan gerekli dersleri çıkarmak ve geleceğe yönelik önlemler almak ertelenemez bir görevdir.
Sel felaketi bize bireysel sorumluluklarımızı da hatırlatıyor. Yetkililerin uyarılarını dikkate almak, dere yataklarından uzak durmak, suyla kaplanmış yollara girmemek ve tehlikeli bölgelerde kendi imkânlarımızla kurtarma girişiminde bulunmamak hayat kurtarabilir. Afet bilinci, yalnızca felaket yaşandığında değil, günlük yaşamın bir parçası olarak geliştirilmelidir.
Öte yandan asıl hedefimiz, her felaketin ardından yalnızca geçmiş olsun mesajları yayımlamak olmamalıdır. Güçlü altyapı yatırımları, bilimsel şehir planlaması, etkili erken uyarı sistemleri ve düzenli afet tatbikatlarıyla gelecekte yaşanabilecek kayıplar azaltılmalıdır. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve vatandaşlar bu konuda ortak sorumluluk üstlenmelidir.
İstanbul’daki sel felaketi, hepimize önemli bir ders vermektedir: İnsan hayatı, ihmallerin ve plansızlığın gölgesinde bırakılamayacak kadar değerlidir. Kaybettiğimiz canların acısını azaltmanın en anlamlı yolu, yaşananlardan ders çıkararak benzer acıların tekrar yaşanmaması için harekete geçmektir. Çünkü gerçek başarı, yalnızca afete müdahale etmek değil, bir sonraki felaketin yıkıcı sonuçlarını önceden engelleyebilmektir.