İnsan yaş aldıkça değişiyor. Ancak bu değişim yalnızca saçlarına düşen aklarla, yüzündeki çizgilerle ya da aynaya baktığında fark ettiği fiziksel farklılıklarla sınırlı kalmıyor. Asıl değişim insanın içinde yaşanıyor. Hayata bakışı, insanlarla ilişkisi, beklentileri, öncelikleri ve hatta mutluluk anlayışı bile zamanla değişiyor. Bir zamanlar peşinden koştuğu şeyler, bir süre sonra gözünde anlamını yitiriyor. Önceleri vazgeçilmez sandığı alışkanlıklarından kolayca vazgeçebiliyor. Çünkü insan, bir yaştan sonra neyin gerçekten önemli olduğunu daha iyi anlıyor.
Bir yaştan sonra müziğin sesini biraz daha kısıyor insan. Gürültülü ortamlardan, kalabalıklardan, bitmek bilmeyen sohbetlerden uzaklaşmak istiyor. Eskiden saatlerce oturduğu arkadaş ortamlarından erken ayrılmak, bazen de hiçbir mazeret üretmeden evinde kalmak istiyor. Ev ona çok hoş geliyor. Çünkü artık yalnız kalmanın da bir ihtiyaç, sessizliğin de bir nimet olduğunu keşfediyor.
Eskisi gibi her şeye itiraz etmiyor. Her tartışmaya girmiyor, herkesi ikna etmeye çalışmıyor. Karşısındaki insanın yanlış düşündüğünü bilse bile bazen susmayı tercih ediyor. Eskiden olsa saatlerce anlatacağı bir konuyu birkaç kelimeyle geçiştiriyor. "Sen haklısın" demenin bazen haklı çıkmaktan çok daha değerli olduğunu anlıyor. Çünkü her tartışmayı kazanmanın insana bir şey kazandırmadığını, aksine çoğu zaman huzurundan bir şeyler götürdüğünü öğreniyor.
Bir yaştan sonra insan konforunu da önemsiyor. Ayağını sıkan ayakkabıyı, bedenini rahatsız eden kıyafeti giymek istemiyor. Uzun merdivenleri görünce asansör arıyor, yorulunca bir sandalyeye oturuyor. Bir yeri ağrıdığında eskisi gibi "Geçer" deyip geçiştirmiyor. Sağlığının, zamanında fark etmediği kadar kıymetli olduğunu anlıyor. Ilık bir çay, sakin bir akşam, rahat bir koltuk ve huzurlu bir ev, pahalı eğlencelerden çok daha anlamlı hale geliyor.
Geceleri daha erken uyumak, sabahları ise gün ağarmadan uyanmak sıradan bir alışkanlığa dönüşüyor. İnsan artık her geceyi bir maceraya, her günü büyük bir heyecana dönüştürmek istemiyor. Hayatın telaşından biraz uzaklaşmak, kendisine ve sevdiklerine daha fazla zaman ayırmak istiyor.
Belki de yaş almanın en güzel tarafı, insanın kendisini başkalarına beğendirme çabasından kurtulmasıdır. Herkes tarafından sevilmek, her ortama yetişmek, her davete katılmak, her konuda fikir sahibi olmak zorunda hissetmiyor kendisini. Kim ne der diye düşünmekten, başkalarının beklentilerine göre yaşamaktan yavaş yavaş vazgeçiyor.
Çünkü zaman insana önemli bir gerçeği öğretiyor: Her şeyin bir bedeli var ama huzursuzluğun bedeli çok ağır.
Bir yaştan sonra insan daha az şey istiyor. Daha az gürültü, daha az kalabalık, daha az tartışma, daha az telaş... Buna karşılık daha çok sağlık, daha çok samimiyet, daha çok güven ve daha çok huzur istiyor.
Eskiden mutluluğu büyük hayallerde, uzak yolculuklarda, kalabalık sofralarda ararken şimdi sabah sağlıklı uyanmakta, sevdiği insanların sesini duymakta, kapısını çalan bir dostta ve başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasında buluyor.
Anlıyor ki insan, hayatın en güzel dönemini yaşamak için illa genç olmak zorunda değil. Bazen insanın en olgun, en dingin ve kendisine en yakın olduğu dönem, yaşının ilerlediği dönemdir.
Bir yaştan sonra insanın hayattan beklentisi değişiyor. Artık herkese yetişmek, her şeyi başarmak, herkese kendini anlatmak istemiyor. Sadece sevdikleri yanında olsun, sağlığı yerinde olsun, gönlü rahat olsun istiyor.
Çünkü bir yaştan sonra insan şunu çok iyi anlıyor; Hayatın en büyük zenginliği para, makam, şöhret ya da kalabalıklar değil; insanın kendi içindeki huzurudur.
Ve insan, en sonunda huzurun peşinden koşmayı öğreniyor. Bekle beni huzur! Sana geliyorum.