Bazen öyle büyük rakamlar açıklanıyor ki insan ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamıyor. Trilyonlarca liradan söz edildiğinde rakam büyüyor, ama ne yazık ki o paranın ne ifade ettiğini gözümüzde canlandıramıyoruz.
Gelin, meseleyi biraz daha anlaşılır hâle getirelim.
2026 yılının ilk dokuz ayında devletin ödediği faiz, 2 trilyon 190 milyar lirayı buldu. Bu, devletin her gün yaklaşık 8 milyar, her saat 333 milyon, her dakika 5,6 milyon lira faiz ödediği anlamına geliyor. Bir de saniyeye indirelim: Devletin kasasından her saniye yaklaşık 93 bin lira faiz olarak çıkıyor. Başka bir ifadeyle, her saniye üçten fazla asgari ücret tutarındaki para faize gidiyor.
Şimdi bir düşünelim. Bir emekli, ay sonunu getirebilmek için hesabını kitabını yapıyor. Asgari ücretli, aldığı maaşla ev kirasını mı ödesin, mutfak masrafını mı karşılasın, çocuğunun okul ihtiyacını mı gidersin diye düşünüyor. Esnaf, dükkânın kirasını, elektrik faturasını ve çalışanlarının ücretini denkleştirmeye çalışıyor. Bütün bunlar yaşanırken devletin kasasından her saniye 93 bin liranın faiz olarak çıkması, üzerinde durulması gereken bir mesele değil midir?
Üstelik bu para gökten inmiyor. Devletin gelirleri, büyük ölçüde vatandaşın ödediği vergilerden ve ekonomik faaliyetlerden elde ediliyor. Yani bu kaynaklar hepimizin alın teriyle oluşuyor.
Hazine verileri de düşündürücü. Yılın ilk dokuz ayında devletin gelirleri 12,34 trilyon lirada kalırken giderleri 14,22 trilyon liraya ulaştı. Aradaki farkı kapatmak için borçlanmaya başvuruldu ve net borçlanma 1,58 trilyon lirayı buldu. Faiz ödemeleri de geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 arttı.
Borçlanıyoruz, faiz ödüyoruz, bütçedeki açık büyüyor; ardından yeniden borçlanma ihtiyacı doğuyor. Böylece yük her geçen gün ağırlaşıyor. Bu yükün bedelini de bir şekilde dar gelirli ödüyor.
Oysa her saniye faize giden o 93 bin lira, başka alanlarda insanların hayatına dokunabilirdi. Çiftçinin üretim maliyetini hafifletebilir, sanayicinin yatırım yapmasını kolaylaştırabilir, esnafın ayakta kalmasına katkı sağlayabilirdi. Emeklinin gelirine destek olabilir, dar gelirli ailelerin çocuklarına okullarda ücretsiz bir öğün yemek imkânı sunabilirdi.
Türkiye'de bugün yalnızca faizin yüzde kaç olması gerektiğini konuşmak yeterli değil. Asıl soruyu sormanın zamanı geldi: Neden bu faiz yükünün altında kalıyoruz?
Borç ve faiz üzerine kurulu düzenin ürettiği sorunları görmezden gelerek kalıcı bir çözüm bulamayız. Üretimi destekleyen, istihdamı artıran, emeğin hakkını gözeten ve geliri daha adil paylaşan bir ekonomik anlayışa ihtiyacımız var.
Çünkü devletin imkânları, borç ve faiz yükünü büyütmek için değil, milletin refahını artırmak için kullanılmalıdır.
Kaynak: Doğruhaber Gazetesi